BÜLENT ÖZ

Çan Belediye Başkanı 25 ve 26. Dönem Çanakkale Milletvekili T.B.M.M. Divan Katibi

SERAMİK BAYRAMI KUTLAMA KONUŞMASI – VİDEOLU

Ana Sayfa » Foto & Video Galeri » SERAMİK BAYRAMI KUTLAMA KONUŞMASI – VİDEOLU

“BU TOPRAKLARIN KALE’Sİ 64 YAŞINDA” başlığını verdiği ve başta Zeynep BODUR OKYAY ve eşi Osman OKYAY olmak üzere tüm katılımcılar tarafından büyük beğeni ve tebrik alan konuşmamızda şunları aktardık.


Değerli Katılımcılar,

29 yaşında bir gencin, işine 4 elle sarılarak,

4/4 lük bir azimle, 64. yılına erişmiş eserinin gurur yıldönümündeyiz.

Kurban Bayramının hemen sonrasında, Seramik Bayramına da erişmenin mutluğuyla,

bayramımız ve kuruluş yıldönümümüz kutlu olsun diyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli Katılımcılar,

Bugün, zamanın ve mekânın içinden mesajlar çıkarmak gerekir. Bunun için sizi 64 yıl öncesine götürmek isterim.

İbrahim Bodur, bu fabrikanın temelini atarken 29 yaşında bir gençti. Bağlı olduğu cumhuriyetse henüz 34 yaşındaydı.

Savaş yorgunu bir millet vardı. Halk fabrika nedir bilmiyordu. Yeni cumhuriyet şu sorunun cevabını aradı:

“EKONOMİDE NE YAPMALIYIZ?” 1923 İzmir’de İktisat Kongresinde cevabı buldu: “YERLİ  SERMAYEYE DAYALI SANAYİ KURMALIYIZ…”

Atatürk liderliğinde genç cumhuriyet ülkenin her yanında fabrikalar kurmaya başladı. Fakat özel sektör ve Türk milli sermayesi maalesef istenilen durumda değildi. 1928’de İbrahim Bodur doğdu.

Milletimiz tarım ve hayvancılıkla ilgileniyor, dededen ne görmüşse onu yapıyordu. Bodur 1 yaşındayken Dünya Ekonomik Krizi yaşadı. Dünya bugünkü gibi virüsten değil ama açlıktan ölüyordu. Bodur lise çağlarına geldiğinde 2. Dünya savaşından kıl payı kurtulmuştuk.

Avrupa’da enflasyon çığırından çıkmıştı. Türkiye’de milli gelir % 6’ya, sanayi üretimi % 5.5’a düşmüştü. Bilindik tabirle, “çocuklar şekersiz kalmış, ama babasız kalmamıştı.”

Bodur 29 yaşına geldi. Yıl 1957. Sanayi yatırımın en az olduğu yıllardı. Yatırım oranı % 1’di.

O yıllar, İhracatımız çok azdı. Özel sektöre baktığımızda, bir asırdır kurulan işletme sayısı 28’di. Hacı Bekir Lokumcusundan eski bir işletmemiz yoktu.

O yıllarda memleketimizin en eskileri; Bursa İskendercisi, Vefa bozacısı, Mehmet Efendi kuru kahvecisi, Güllüoğlu baklavacısıydı. Yani ayakta kalan işletmeler yemeye, içmeye dayalıydı.

Bilinen en zengin ve köklü şirket olan Koç, Çanakkale Seramikten 19 yıl önce kurulmuştu.

Eczacıbaşı 15 yıl önce kolları sıvamıştı. Sabancı 11 yıl önce işe girişmişti. Türkiye’nin manzarası işte buydu. Kale’nin temeli atılırken şimdi gelin bir de Çan’a bakalım. Burda da durum iç açıcı değil. Bundan 64 yıl önce Çan küçücük bir ilçe. Nüfusu 840 kişi.

Sulu tarım yok. Bırakın suyu, tarıma elverişli toprak yok.

İş yok. Fabrika nedir bilinmiyor. Çanlılar o yıllarda zeytin toplamaya Edremit’e, Ayvalık’a,

Çeltik için Trakya’ya gidiyor. Gurbet, sıla ve hasret. Yanında yârin yok, çocuğun yok.

Çan’ın da manzarası işte bu. Şimdi burada, İbrahim Bodur ne yaptı derseniz, yoksulluktan, varsıllık çıkardı derim.

Bu fabrika neye yaradı derseniz, Sanayi hamlesi ile birlikte, gurbeti bitirdi, hasreti bitirdi derim. Fabrika kurulduktan sonra, İş çıkışı analarımızla babalarımızla aynı sofradan yemek yedik. Evimizi terk etmedik. Yuvamızı bırakmadık.  Gurbet ellere gitmedik.

İbrahim Bodur sadece bunu da yapmadı. Büyüklerimiz bu fabrikada işçi oldu. Gün oldu onların çocukları teknisyen oldu. Zaman geçti torunları mühendis oldu.

Bir nesil fabrika nedir bilmezken, bir nesil sanayide kariyer yapar oldu.

Çalışmak için başka diyarlara gitmeden, İnsanlarımız kendi topraklarında çalışır oldu.

64 yıl önce bu topraklara ilk harcı atmak, herkesin harcı değil.

Her şeyden önce cesaret ister. Bir benzetmeyle anlatalım. Gaziantep Kalesi, savunma kalesidir. Diyarbakır Kalesi, zamanın direnen kalesidir. Bodrum Kalesi, güzelliklerin kalesidir. Kilitbahir Kalesi, düşmana geçit vermeyenlerin kalesidir. Çan’ın da KALE’si var. Üstelik o bütün Türkiye’nin KALE’si. Bukaleyse, CESARETİN, EMEĞİN, AZMİN VE AKLIN KALESİ.

Gaziantep Kalesi nasıl savunmuşsa, bizim KALE’miz de üreterek ve sanayiyle kalkınmayı savunmuştur. Hatta savunmak için savunma sanayi kurmuştur. Kilitbahir nasıl geçit vermediyse, bizim KALE’miz de başarısıyla, liderliğiyle geçilmez olmuştur.

Bodrum kalesi nasıl güzelse, bizim KALE’miz de güzeldir. kendisi güzeldir, hikayesi güzeldir, başarısı güzeldir, verdiği ilham güzeldir.

Kaleyi bayrağa diken Kurucusu güzeldir, Bayrağı devrettikleri güzeldir.

Hani bir slogan var: “KALEBODUR, SERAMİK BUDUR” denir.

Sadece seramik mi budur?

KALEBODUR, Yoklukta Üretim budur.

KALEBODUR, kıtlıkta istihdam,

hiçlikte sanayi budur.

KALEBODUR, hayır hasenatla, paylaşmayla, bölüşmeyle insanlık budur.

PEKİ NEDİR BU İŞİN SIRRI?

NEDİR ÇIKARACAĞIMIZ HİSSE?

Bu işin özünde evvela ÇALIŞKAN OLMAK var.

Çünkü; Atatürk’ün ifadesiyle, “Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır.” Bir girişimci düşünün ki saat kavramı yok. Mesai mefhumu yok. Tatil yok. Sadece çalışmak var.

Bu sebeple bize verdiği ilk mesaj ÇALIŞKAN OLMAKTIR. Bu 64 yılın ve İbrahim Bodur’un verdiği ikinci ders, ZORLUKLA MÜCADELEDİR. Bir genç düşünün.Babasının işini sürdürebilirdi. Tütünde de iyi para vardı. Ya da kayınpederinin zeytinyağı işine bakabilirdi. Tabir yerindeyse bir eli yağda bir eli balda olabilirdi.

Ama o sıfırdan başladı. Alt yapısı olmayan Çan’da bunu yaptı. Dur diyene bakmadı.

Dalga geçene aldırmadı. Rakiplere verilen teşvikle darılmadı.

Çanakkale Destanı ona motivasyon oldu. Çünkü o zafer, yokluk içinde inanç ve güvenle başaranların destanıdır. Eminim ki çıkaracağımız 3. ders ADANMAKTIR.

Bakınız Kurban Bayramından çıktık. Adamak, iki manaya gelir. En bilineni Allah’a kurban kesmektir. Bir diğeri ise bir yolda kendini feda etmektir. İbrahim Bodur, inandığı bir yola kendini adamıştır. Ortada bir şey yokken adım atmıştır. Başarmıştır.

Ve tabi İNANMAK. Sadece kendi inanmamış, insanları da inandırmıştır. Üstelik inançlarını da boşa çıkarmamıştır. Bu fabrika da Yenice ve Çan köylerinde yaşayanların desteği var.

Birikimini ortaya koyanların helal lokması var. Çünkü, İbrahim Bodur’a duydukları inanç var. Hacı Fatma Bodur’un ettiği dualar var.

Şüphesiz bu eserin kuruluşunda harcı taşıyan bir mala ve imzayı atan bir kalem var. Ama kalemle birlikte verilmiş ve ardından durulmuş bir kelam da var. Ben, 64 yıllık bu başarı hikâyesine baktığımda ilericiliği ve YENİLİKÇİLİĞİ görüyorum. Bir ayağı Çanakkale’de bir ayağı İstanbul’da olan Kale’yi, Çanakkale ve İstanbul’a Kaleler kuran Fatih Sultan Mehmet’ten ilham almış gibi görüyorum.

Yani yenilikçi, öncü ve ilerici. İbrahim Bodur, doğduğu köye Nevruz ismini verenin, ona ilk krediyi sağlayan Etibank’ı kuranın, yani Atatürk’ün mesajını anlamış.

Aklı ve bilimi rehber edinmiş. Sanayinin önemini kavramış. Muasır medeniyet seviyesini yakalamak ve geçmek hedefinde bir inkılapçı. İşte bundan ders almalıyız. Sevgili Peygamberimizin dediği gibi “İki Günü Eşit olan zarardadır” hadisini unutmamalıyız.

Görünen o ki İbrahim Bodur gibi, ne yapıyorsak en iyisini yapmalıyız. Tıpkı olimpiyatların o meşhur 3 kelimelik latince sloganı gibi.

“Sitius, Altius, Fortius” Yani; “DAHA HIZLI, DAHA YÜKSEK, DAHA GÜÇLÜ.”

Kale’nin Vizyonun da şunu okudum:

“…Faaliyet gösterdiğimiz her alanda, dünyada önde gelen kuruluşlar ile yarışmak”

Atatürk’ün çağdaş muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak diye koyduğu hedef işte tam da budur. İşte bunun için her kaleye gol atılabilir, Ama vizyonu böyle olan bu kaleye gol atılmaz, atılamaz. Bana göre herkesin bir kalesi vardır. O kale, insanın evidir. Evin içinde dayanışma, kucaklaşma varsa, ev de sarsılmaz bir kale gibi olur.

İbrahim Bodur’da Aileyi hiçe saymamış, geriye itmemiştir. Bence Bodur’un başarı felsefesinden biri de budur. Ailesi İbrahim Bodur’u, o da ailesini yalnız bırakmamıştır.

Büyükleri İbrahim Bodur’un ardında, o ise Zeynep hanımın ardında kale gibi durmuştur.

Türkiye’de girişimcilerimizin kurduğu işletmeler genelde kurucularının hayatlarıyla sona ermektedir.

Ve bazen ikinci neslin elinde tükenmektedir.

Ne mutlu ki Zeynep hanım bu katara girmemiştir.

Osman bey ve Zeynep hanım ile bayrak daha yükseğe çıkarılmıştır.

Dilerim bu bayrak, torun İbrahim Bodur’a da devredilecek ve onun eliyle daha da yükselecektir.

Ve görünen o ki bir aile daha vardır. O da KALE AİLESİDİR. Çalışanlardır.

İşçileriyle aynı sofradan yiyen, dertleriyle hemhal olan İbrahim Bodur, tüm işverenlere de bu yönde örnektir.

BODUR’UN KURDUĞU KALE’DİR, BODUR İSE KALENDERDİR.

Soyadının tersine bodur değil azametli olan İbrahim beyin, DANIŞMAYA verdiği önemde bize ders olmalıdır. İbrahim Bodur bu anlamda, Uzmanlara danışmış, İşçiye sormuş, Yabancılarla görüşmüş, Sürekli teknolojiyi ve trendi konuşmuştur.

Ve bu başarının altında yatan LİYAKAT kültürünü de unutmamalıyız.

Bu memlekette günde 5 vakit ezan okunur.

İlk ezanı Bilal Habeşi okumuştur. Peygamberimiz bu görevi ona vermiştir. Çünkü sesi en güzel olan odur.

İbrahim Bodur’da, tıpkı bu misaldaki gibi görevi layıkına vermiştir.

Kişilerin yetenek ve birikimlerini kullanmasının önünü açmıştır.

Bu kültür, sadakatten beslenenlere örnek olsun.

Değerli katılımcılar,

İşçilerine kol kanat geren odur. Sıkıntılarıyla ilgilenen odur temas kuran odur.

Diyaloğa geçen odur. Helallik isteyen odur.

Çünkü onun adı; İBRAHİM BODUR.

Eminim o da Şemsi Tebrizi gibi “Ey İnsan, Kaf Dağı kadar yüksek olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün.” diyenlerdendir.

Bir hakikat daha var ki bu başarıda BÖLÜŞMEK, PAYLAŞMAK esastır.

O bölüşendir. Onun için sofrası da Halil İbrahim sofrasıdır.

“Bölüştükçe tok oluruz, bölündükçe yok oluruz” diyendir.

Fabrikanın temelinden çatısına katkı sunan birçok kişiye hisse senedi veren,

Rakiplerine bile hayat hakkı tanıyan odur.

İkramiye, terfi, prim ve ödüllerle taltif eden odur.

Şunları da vurgulamak isterim ki. İbrahim Bodur, bu fabrikayı başka yere kurabilirdi. Lakin Çan’a kurdu. Bunda bir mesaj var. Bu kadar üst düzey siyasetçiyle iyi ilişkisi varken siyasete karışabilirdi.

Fakat ne işine, ne işyerine siyaset sokmadı. Görene bunda çok hisse var. Nüfusunu Nevruz’dan başka yere aldırabilirdi. Fakat ikameti de, kabri de ordadır. Bunda bir mana var.

Fatihin ve Kanuninin türbelerini onaran, Atatürk’e büyük saygı duyan, Şehitler için 253 bin fidan diken İbrahim Bodur, Bugün doğduğu köyde Nevruz’da yatıyor.

Yatan, sadece Nevruz’da değil, yüreğimizde de yatıyor. Eskiler, düşmanlar için kaleler kurardı. 64 yıl önce Çan’da da bir kale kuruldu. Ama bu KALE ülke için ve insanlık için oldu.

Secde edilen Camilerden, seyir edilen köprülere, Şifa aranan Hastahanelerden, bilgi alınan kütüphanelere onun emekleri var.

Okuduğumuz okullarda, nefes aldığımız ormanlarda, Basılan kitaplarda, köylere yapılan konaklarda onun izi var. Sergilerde, ezgilerde, Şiirlerde, çeşmelerde Ondan anılar var.

Sünnetimizden, matemimize, hatıralarımızda yeri var. Sağlık ocağından, yoksulun ocağına

Öğrenci yurdundan, yurdun dört bir yanına nereye baksanız bir yerde İbrahim Bodur var. O, hepimizin gönüllerini fethetti.

Baki kalan bu kubbede hoş bir seda bıraktı ve gitti. Şimdi Nevruz’da yatıyor. Nevruz “Yeni Gün” demek. Yeni günler, onu anlamamıza vesile olsun. 64. Kuruluş yıldönümümüz kutlu olsun. İbrahim Bodur’un ruhu şad olsun.

Bu fabrikaya emeği geçenlere şükranlar olsun.

Sayın, Zeynep Bodur Okyay ve Sayın, Osman Okyay’ın başarıları daim olsun.

Onların nezdinde, Kale’yi Kale yapan, alın teri ve göz nuruyla onu büyüten tüm işçilerimizin yüce gönüllerine selam olsun.

Selam olsun İbrahim amca gibi, göğsünde dev bir kor ateş taşıdığı halde çevresine ve ülkesine zemzem olana.

Sizlere de teşekkür ediyor. Çan belediye Başkanı olarak, Çan Halkı adına en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

 

" Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. "